Mazars Denge CEO/SUSTAINABILITY AMBASSADOR

Copy – Paste (1)

Genel, Yazılarım - Dr. İzel Levi Coşkun - Mayıs 8, 2011

Gün geçtikçe daha kolay ve daha hızlı bir şekilde her şeyi kopyalayıp yapıştırma eğiliminde olduğumuzu gözlemliyorum. İnternetin yoğun kullanımıyla mı yoksa Microsoft’un Word içinde yarattığı “copy” “paste” ile mi başladı her şey? Sanmıyorum. Zaten bu copy paste olayının sadece bir versiyonu. Başka versiyonları da var ama ben öncelikle bu versiyon ile başlayayım.

Bir araştırmamız, ödevimiz, ya da tamamlamamız gereken bir işimiz mi var? İlk adres “Google”. Tırnak içinde anahtar kelimeleri yazıyoruz. Hemen karşımızda. Okumaya başlıyoruz. Tamam bu paragraf işimize yarar, bunu hemen açtığım Word dokümanına kopyalayayım. Ctrl C / Ctrl V. Bir de öbür siteye bakayım. Hmm. Bu paragraf da fena değil. Ctrl C / Ctrl V. 1-2 paragraf daha buldum mu iş tamam. 3-5 kelimeyi de kendime göre değiştirip gerekli format düzeltmelerini de yaparsam dokümanım kullanıma hazırdır. Toplam harcanan süre = yeterince kısa. Yaratılan katma değer = genelde 0’a yakın. Düşünme yorumlama süresi = katma değer + 1.

Peki ya kopyalayacak bir şey bulamazsak ne oluyor? Benim gözlemimle bu tip durumda insanlar genelde ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Öğrencilerimde bu durumla ara sıra karşılaşıyorum.

Gerçi bu ihtimal gittikçe zayıflıyor çünkü doğru ya da yanlış her türlü bilgiye internetten ulaşmak mümkün. Buradaki incelik ise insanların o ulaştıkları bilginin doğruluğuna, kullanılabilirliliğine bakmadan üzerinde düşünüp herhangi bir fikir yürütmek, yorum yapma zahmetine katlanmak yerine o bilgiyi olduğu gibi kopyalamayı tercih etmeleri. Bundan da şu sonuç çıkıyor; prototip yaklaşımlar, ezbere cevaplar, yaratıcılıktan yoksun standart yorumlar. Bu düşünce yoksunu kolaycı uygulamalar rahmetli Uğur Mumcu’nun dediği gibi “Bilgi Sahibi olmadan Fikir Sahibi olunmaz” ın tersine aramızdan, her şeyi bilir gibi görünen, bol ama boş fikirlilerin türemesine sebep oluyor.

Bir hikaye okumuştum çok yıllar önce. NE yazık ki hikâyenin ne yazarını ne de adını çok uğraşmama rağmen bir türlü hatırlayamadım. Bu yazıyı okuyan dostlarım hikâyeden biraz bahsedince belki kimin hikâyesi olduğunu çıkartıp beni de aydınlatabilirler. Hikâyede geleceğe bir yolculuğa çıkan biri, yıllar sonra insanlığın ulaştığı teknolojiye hayran kalmıştır. İnsan hayatı artık çok kolaylaşmış, her şey otomatik bir hale gelmiş, insanlar enerji sarf etmeden istediklerine sahip olma imkânı sağlamışlardır. İnsanların beyinleri de yılların evrimi ile gelişmiş ve kafaları da bizim yolcunun kafasından daha büyük olmuştur. Yalnız yolcumuz bu insanlarda bir eksiklik fark etmiştir. Basit bir soru karşısında şaşıran bu üstün teknoloji ve beyin kapasitesine sahip insanlar aslında düşünmeyi unutmuşlardır.

Dramatik değil mi? Peki bu yolda mıyız? Çok emin değilim ama, copy paste ile ilgili başka bir versiyondan bahsetmeye başlamadan önce, “Düşünüyorum O Halde Varım”dan, yaklaşık 350 yıl sonra “Düşünüyorum O Halde Sanığım”(2)a olan yolculuğumuzda vardığımız noktada ne yazık ki “farklı olmamanın” en az “düşünmemek” kadar makbul olduğunu söyleyebiliriz.

Dilerseniz bir başka hikâye özeti ile devam edeyim. Adı “Suların Değiştiği Zaman” olan bu hikâye Mısırlı Sufi, Dhu-l Nun(3) ’a ithaf edilir.

Musa Peygamber’in öğretmeni Hıdır, insanlığa seslenerek belirli bir günde tüm suların değişeceğini ve değişen sulardan içenlerin de aklını yitireceğini haber verir. Onu sadece bir kişi dinler ve sularını güvenli bir yerde biriktirmeye başlar. Bir süre sonra tüm akan sular kesilir ve bütün kuyular kurur. Suyu biriktiren adam ise kendi suyunu içmeye başlar. Sular tekrar akmaya başlayınca insanların arasına gider, kimsenin geçmiş ile ilgili bir şey hatırlamadığını, farklı bir şekilde konuştuklarını ve kendisi ile iletişim kuramadıklarından, ona karşı deli muamelesi yaptıklarını fark eder. Köşesine çekilen adam bir süre daha kendi suyunu içmeye sürdürür. Ama sonunda herkesten farklı düşünmekten ve yalnız kalmaktan sıkıldığı için dayanamaz ve herkesin içtiği sudan o da içer. Geçmişi unutur ve herkes gibi olur. Yeni halini görenler onun mucizevi biçimde normale dönen bir deli olduğuna kanaat getirirler.

Bu hikaye de bizi “copy paste” in bir başka versiyonuna bağlıyor. Buradaki fark ise önümüze gelen bir metni kopyalamaktan ziyade temeldeki aynı prensip ile hareket ederek bu sefer başkalarını kopyalamamız. İş hayatı, ya da özel hayat fark etmiyor. Yürüyüşüyle, konuşma tarzıyla, giyimiyle, yaptıklarıyla kendi içimizden yarattığımız bir takım rol modelleri “copy paste” “copy paste” ediyoruz. Etrafımıza baktığımızda ise sanki her yerde onlar var. Kendimiz olmaktan çıkıp, televizyonda gördüklerimiz, gazetelerde dergilerde okuduklarımız gibi olmaya çalışmamız. Aynı şekilde, yorumlamadan, üzerinde çaba sarf edip kendimizden bir şey katmadan, araştırmadan genel olana adapte olmamız(4), kabul etmemiz gibi…

Belki de en tehlikelisi, kopyalama işlemini gerçekleştirirken benliğimizi ve sağduyumuzu bir kenara bırakıp, “haklının” değil de “güçlünün” yanında yer almamız. Çoğunlukla, kendini güvende hissetmek adına yapılan bu tercih ise farkında olmadan benliğimizi hapis etmek anlamına geliyor. Ama ne yazık ki bu suyu bir kere içtiniz mi geri dönmek çok zor.

Bu açıdan bakıldığında asıl sorum şu, 4 duvar arasında düşünmeye devam eden deliler mi daha özgür, yoksa umarsızca sürüyü takip edip copy paste işlemini sürdürenler mi?

İzel Levi Coşkun

————————————————–
(1) Copy Paste : Kopyala Yapıştır
(2) http://www.idefix.com/kitap/dusunuyorum-o-halde-sanigim-zulumname-mustafa-balbay/tanim.asp?sid=O3CM14G1U8TUP69PMV78
(3) http://en.wikipedia.org/wiki/Dhul-Nun_al-Misri
(4) Bkz : Adaptasyon ve Zeka http://www.isteinsan.com.tr/yazarlar/izel_levi_coskun/61493.html

Email: icoskun@mazarsdenge.com.tr
Website: www.mazarsdenge.com.tr

Bu yazıyı paylaş

Yorum yok

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.