Mazars Denge CEO/SUSTAINABILITY AMBASSADOR

İş Hayatında Farklı Olabilmek

Yazılarım, Yönetimsel - Dr. İzel Levi Coşkun - Mart 14, 2009

Yaş 20’yi geçmeye başlayınca iş ve hayat ile ilgili yük de ağırlığını hissettiriyor. Gençleri bir düşüncedir alıyor;

Şimdi ne yapacağım?
Üniversiteye kapağı attım ama okulu bitirince ne olacak?
Bu CV ile iş bulabilecek miyim?
Acaba yeterince staj yaptım mı?
İş bulsam da acaba memnun kalır mıyım?
Maaşım yeterli olur mu? Geçinebilir miyim? Özgürlüğümü sağlar mı?
Bulacağım iş bana uygun olur mu? Becerebilir miyim?
Bu işte ne kadar kalabilirim? Çabuk yükselir miyim?

Bunun gibi yüzlerce soru ve belirsizlik ortamı yanında kaygı ve huzursuzluk getiriyor. Hele bir de gazetelerde çıkan kriz haberleri, bilmem hangi firmanın kaç kişinin işine son verdiği, umutla gönderilen CV’lere verilmeyen cevaplar, “Bu yıl stajyer bile alamıyoruz” diyen tanıdık şirketler soğuk terler dökmemize ve geleceğe de ne yazık ki umutsuzlukla bakmamıza sebep oluyor.

Peki, tablo gerçekten bu kadar karamsar mı?

Öncelikle size bir işletme stratejisinden bahsetmek istiyorum. Büyük ihtimalle duymuşunuzdur. Farklılaştırma stratejisi; kısaca adından da anlaşılacağı gibi bir ürün ya da hizmetin farklı özelliklerini ortaya koyarak bir rekabet avantajı sağlamak üzerine kuruludur. Tanımlarla çok fazla kafa karıştırmak istemiyorum ama farklılaştırma stratejisini anlamını unutmamak adına Smirnoff votkasının reklamındaki koyunlar arasında gezinen kurda bakabilirsiniz. http://i234.photobucket.com/albums/ee73/tricks-and-illusions/smirnoff-ad-07.jpg

Bu strateji Michael Porter tarafından sürdürülebilir rekabet avantajı sağlayabilmek için rekabet üstünlüğü açısından müşterinin eşsizlik/benzersizlik algılaması, rekabet alanı açısından da geniş pazarı kapsayacak şekilde ana strateji olarak belirtilmiştir. (Bkz. http://en.wikipedia.org/wiki/Porter_generic_strategies)

Farklılaştırma stratejisini kullanmak göründüğü kadar basit değildir. Çünkü öncelikle uzun süre sizi rakiplerinizden farklı kılacak olan unsurun/ların ne/ler olduğu belirlenmelidir.
Bizi şirket olarak farklı kılan nedir?
Rakiplerimizden ayrıldığımız özellik ya da özelliklerimiz nelerdir?
Biz bu özellik/leri nasıl sürdürülebilir bir rekabet avantajına dönüştürebiliriz?

Bu soruların cevaplarını bulmak başarıya giden yolun ilk ve sağlam adımları olarak nitelendirilebilir. Bunlar belirlendikten sonra ürün ya da hizmet için alacağımız karşılık, yaratılan katma değer oranında daha yüksek olacak ve sürdürülebilir rekabet avantajı da pazara giriş bariyerlerinin aşılmasını zorlaştıracaktır.

İşletmeler için kullanılan farklılaştırma stratejisi bireyler için de aynen geçerlidir. Ancak ne yazık ki şirketler için de bireyler için de geçerli olan bir sorun vardır. Bu da aslında yukarıda belirttiğim farklılık yaratan özelliklere yönelik soruların cevaplarını bulmaktaki zorluk ve şirketlerin de bireylerin de farklılaşma yerine var olana benzemeye çalışma eğilimidir.

Şirketler pazarda lider olan şirketi, bireyler ise kendi tanımladıkları başarı kriterlerine uyan idol bireyleri taklit eder, ona benzemeye çalışır. Altında yatan düz mantık ise “o böyle yapmış, başarılı olmuş, o zaman aynı yolla ben de başarılı olabilirim”dir.

Tabii pazarda lider olan şirketi de idol bireyleri de taklit eden sayısı ne yazık ki “1” den çok ama çok daha fazladır. O yüzden öncelikle siz lider ya da idolü takip eden güruhun içinde mi yer almak istiyorsunuz yoksa farklılaştırma stratejisini kullanarak eşsiz ve benzersiz olmayı mı, buna karar vermelisiniz.

Peki bu farklılaştırma stratejisi birey bazında nasıl uygulanabilir? Aslında cevabı çok açık… Herkesin yaptığını yapmamakla, sıra dışı olmakla… Bu da şu demek sadece ve sadece “siz” olmak… Siz sadece kendiniz olduğunuzda zaten birçok yönünüzle “farklı” bir bireysiniz demektir.
Ama sizi farklı kılan, diğerlerinden ayıran bu özellikleri ne kadar fark edebiliyorsunuz?
Bu özellikleri iş hayatında kullanmak istiyor musunuz?
Çevreniz sizi yadırgasa, yaptığınızın doğru olmadığını söylese bile kendinizi olduğunuz gibi gösterme cesaretiniz var mı?

“Değişmeyen Tek Şey Değişimin Kendisidir” (*)

İnanın bana iş dünyasında “bu doğrudur” diye bir şey yok… Bugün doğru gibi görünen bir kararın yıllar sonra fırsat maliyeti ile birlikte göz önüne alındığında hiç de doğru olmadığı düşünülebilir. 10 sene evvel doğru bildiğimiz her şey, işi de bir kenara bırakın yediğimiz yemekler, kullandığımız ilaçlar, soluduğumuz havaya kadar bildiklerimiz hep değişmiyor mu? Ya da ekonomi teorileri açısından değerlendirdiğimizde, eğer her okuduğumuz her bildiğimiz doğru olsaydı, en azından şu anda yaşamakta olduğumuz kriz bu boyutlara ulaşır mıydı? FED Başkanı Ben Bernanke’nin aldığı bir takım kararları yanlış olarak nitelendirenlerin aradan 10 yıl geçtikten sonra bu yargılarında haklı olacaklarını kim garanti edebilir?

Ne yazık ki, iş dünyasında da biz hep başkalarının yarattığı doğrular ile yaşamak zorunda kalıyoruz. Ta ki bir girişimci çıkıp kendi doğrusunu yaratıp herkese kabul ettirene kadar… Bunu siz de yapabilirsiniz. Yapmanız gereken tek şey şu önünüzdeki bilgi bombardımanından sıyrılıp kendi benliğinize uyacak veri süzmeleri yapmak; Hem içeriden hem de dışarıdan.

‘İçeriden’ diyorum çünkü bizim de sayısız düşüncemiz, istek ve arzumuz var, dürtülerimiz, duygularımız var… Bunları öncelik sırasına koyup kendimizi tanıdığımız kadarı ile bunlardan hangisini/lerini ön plana çıkaracağımızı belirlememiz gerekiyor.

“Dışarıdan” diyorum çünkü internetten (mailler ile birlikte tabii), televizyon, kitap, dergi, gazete, çevremizdekiler derken öyle bir bilgi kirliliği karşısındayız ki, neyi bildiğimizi biz de şaşırıyoruz. Çözüm bunları okumamak, bilmemek mi, kesinlikle hayır… Ama elemek, süzgeçten geçirmek, üzerinde akıl yürütmek, yorumlamak, gerçekliğini tartışmak, ilişkiler kurmak… İşte bunu yapmamız gerekiyor.

22 yaşını çoktan geçmiş olmama rağmen kendimi hala genç () kabul ederek, işe önce kendimizi tanımaya çalışarak başlamamız gerektiğini düşünüyorum. İlk adım kesinlikle bu olmalı. Bunu yapmaya çalışırken iş dünyasını ele aldığımızda bazen neyi yapmak istemediğimizi fark etmek bizi yapmak istediğimize daha çok yaklaştırır. Şu ortam içinde ille de size uyduğunu düşündüğünüz bir işe girmeye çalışmaktansa, herhangi bir işte de çalışmak size çok ciddi tecrübeler kazandırabilir.

Yapmak istediğimizden pek de emin olamadığımız bir şeyi denemek bizi asıl yapmak istediğimiz işe kaymak için daha çok motive edebilir. Hatta bir işyerinde bir süre istemeseniz de vakit geçirmek sizi kendi girişim projenizi oluşturmaya itebilir. Bir de bakmışsınız ki kendi doğrusunu yaratıp herkesi peşinden sürükleyecek girişimci siz olmuşunuz. Kulağa hoş geliyor, NEDEN OLMASIN Kİ?

(*) Karl Heinrich Marx

Email: icoskun@mazarsdenge.com.tr
Website: www.mazarsdenge.com.tr

* Bu makale İş’te İnsan’da yayınlanmıştır.

Bu yazıyı paylaş

Yorum yok

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.